Efsaneler

Ceyhan Belediyesi

                               

                                 ŞAHMERAN EFSANESİ

Pers mitolojisinde rastlanan akıllı ve iyicil olarak tanımlanan bellerinden aşağısı yılan, üstü ise insan şeklindeki Maran adı verilen doğaüstü yaratıktır. Farsça adı Şah-Maran Türkçe  Karşılığı Erböke olarak geçer Yılanların Şahı Anlamındadır. Bölge Halkı ŞAHMERAN adını kendi lehçesi ile biraz daha yumuşatarak, ŞAHMERAN olarak kullanmışlardır ve bu günümüze kadar da böyle gelmiştir.
Adana’da halk arasında Adana Yel’le Tarsus Sel’le Ceyhan Yılanla, gidecektir diye bir söylenti vardır. Adana-Ceyhan arasındaki Yılan kale’nin de adı Şahmeran efsanesine karışmıştır.
Söylentiye göre Yılan kale’de çok yılan yaşarmış. Yılanlar sütle beslenirmiş. Günün birinde sütsüz kalacaklar ve kaleden çıkıp Misis’e inerek orada yaşayanları sokacaklarmış.
Efsane şöyledir.
Çok eski zamanlarda Tarsus Krallığı içerisinde yer alan Ceyhan nehri kıyısında bir tepede bulunan yılan kale civarında bir köy varmış bu köyde yaşayan bir çoban varmış.
Bu çoban çok fakir üstü başı kirli pis kelmiş yani üstüne giydiklerinden başka giyeceği olmayan biriymiş bir o kadar da yakışıklıymış öyle bir erkek güzeliymiş ki civarda ki tüm köylerde çobanı tanımayan yokmuş. Günlerden bir gün çoban koyunları otlatmak için yola koyulur, biraz yol gittikten sonra nihayet yılankale yamacında bol otlak bulunan bir yere gelmişler Ceyhan nehrini seyir alan bu otlak o kadar güzelmiş ki hayvanlar otlakta otlanırken kendide bir ağacın altında Ceyhan ovasını izleyerek dinlenmeye çekilmiş ağacın dibine oturmuş koyunları gözetlerken birden bire bir tıslama sesiyle irkilen çoban iki tane yılan görmüş bu yılanlardan bir tanesi ay gibi parlak ve bembeyazmış çok güzel bir yılanmış, diğeri ise simsiyah çok çirkin bir yılanmış. Çoban onları görünce bir an korkuya kapılmış ve kendi oturduğu yerde kalakalmış. Çoban korku ve heyecanla onların birbirlerine meydan okuduklarını izlemiş siyah yılan iyice beyaz güzel yılanı köşeye sıkıştırmış dövüyormuş bunu gören çobanda oturduğu yerde düşünmüş çok korkuyormuş lakin “bir şeyler yapmazsam eğer siyah yılan güzel beyaz yılanı öldürecek” diyerek geçirmiş içinden, eline taş kapıp taşı fırlatmış ama beyaz yılana taş gelmiş taşın çarpmasıyla beyaz yılan sersemlemiş diğer kötü yılanda kaçıp gitmiş.Çoban güzel yılanın yanına bakmaya gitmiş ölüp ölmediğini kontrol etmek isterken güzel beyaz yılan birden kendine gelmiş çobana aniden tıslayınca çoban kaçmış çok korkmuş .
olaydan sonra günler haftaları kovalamış haftalar ayları derken çoban aynı yere tekrar koyunları otlatmaya götürmüş bir yandan da düşünmeden kendini alamıyormuş korku içerisinde kendi kendine “ aradan da uzun zaman geçti herhalde yine orda değillerdir ve kötü şeyler olmaz” diyerek söylenmiş. Kendisi yine dinlenirken kendine koyunları otlatmaya bırakmış yine aynı ağacın dibinde dinlenmek için oturmuş tam gözlerini kapatırken karşısında bir sürü yılan görmüş renk renk desen desen ama bir sürü yılan çoban bu yılan topluluğunu görünce küçük dilini yutmuş nerdeyse renkten renge girmiş olduğu yerde kıpırdayamamış sonra birden ayağa kalkmış ve can havli ile koşmaya başlamış hızlı adımlarla koşarken korku ile arkasına bakabilmiş ve birden duraklamış çünkü yılanlar ardından kovalamıyormuş kurtulduğunu düşünen çoban geride kalan koyunları düşünmeden Yılan kaleye doğru canını kurtarmak için kan ter içinde koşuyormuş zira yılanların da istediği çobanın o yöne doğru koşmasıymış. Çoban bir anda gözleri karararak bir boşluğa düşmüş ne olduğunu anlayamamış tabi son hatırladığı boşlukta düşerken başını vurduğu kayanın bıraktığı ağrıymış. Çoban nihayet yılanların istediği gibi Yılan kale’nin içerisinde hiç kimsenin bilmediği bir yere gelmiş olmuş.
Burası Yılan kale’nin derinliklerinde yerin altına bir mağara imiş. Kısa bir zaman sonra çobanın gözleri yavaş yavaş açılmış ne olduğunu hatırlamak ve nerede olduğunu bilmek istemezcesine gözlerini kısık tutuyormuş ve sonunda açmak zorunda olduğu hissine kapılarak gözlerini açmış ve gördükleri karşısında şoka girmiş inanamıyormuş artık korku yerini farklı bir duyguya bırakmış.
Loş, ıslak, korkunç bir yermiş burası, adım attığı her yerde yılan varmış boynuzlu yılanlar siyah yılanlar bir sürü daha önce hiç görmediği yılan varmış. Sonunda uzun ve heybetli bir yılan gelerek çobanın önünde durmuş çoban artık öleceğinin kesinliğini düşünerek korkuyu bırakmış ve hayretle bakıyormuş büyük yılan çobana başı ile işaret etmiş ve arkasını dönüp gitmiş çoban hala kendisini neden öldürmediklerini düşünerek yılanın arkasından gidiyormuş. Bir kapıdan geçmişler Büyük yılan tekrar çobana dönmüş durdurmuş her yerde o kadar çok yılan varmış ki ovada gördüğü kaya üzerinde süzülen yılanları düşündüğünde nasıl ürperdiğini hatırlamış. Çoban yılanın ardından biraz daha ilerlemiş, sonra büyük yılan önünden ayrılmış ve çobana devam etmesini işaret etmiş çoban karanlık bir koridordan ilerlemiş.
Kısa olan bu yol sonunda gün ışığının hafif seyriklerle düştüğü bir odaya varmış; engin tavanların olduğu koridorda ilerlerken beli iki büklüm olan çoban yolun sonuna gelmiş ve o an kafasını kaldırdığında ne görsün? hiç bilmediği bir canlı yarı insan yarı yılan o ŞAHMERAN iöiş ve yanında da yanlışlıkla yaraladığı o güzel beyaz yılan!
Büyük bir endişeye kapılan çoban eyvah diyebilmiş sadece.
O an bir ses duymuş, ”Ey köylü buraya gelesin” demiş, çoban aptalca tekrar bakmış Şahmerana buraya gel dedim sana köylü demiş tekrar çoban kafası önünde ecel terleri dökerek yavaş yavaş adımlarla Şahmerana doğru ilerlemiş Şahmeran’ın yanına iyice yaklaşmış ama Şahmerana yakından bakacak cesareti yokmuş.
O kadar çok korkmuş ki kafasını kaldırmaya cesareti yokmuş:
Şahmeran sormuş “ey köylü benim oğlumu öldürmeye cesaret eden sen misin? Nasıl böyle bir şeye cüret edersin?” demiş.
Çoban kafasını kaldırmadan “ben onu öldürmek istemedim hem ne sizin oğlunuzu tanıyorum ne de sizi” demiş.
Şahmeran tekrar “oğlum bana her şeyi anlattı ovalık yerde hayvanların kendi başına otlarken sen orada oturuyormuşsun ve o an olan olmuş oğlum yalan mı söyleyecek? Taş atmışsın ve yaralamışsın” demiş.
Çoban “evet doğru ben ağacın altında oturuyordum lakin öldürmek gibi bir niyetim olmadı iki yılanın kavga ettiğini gördüm. Elime bir taş aldım ve siyah yılana atmaya çalışırken diğer güzel yılana geldi, ben o an savunmasız olan yanınızda ki beyaz güzel yılanı kurtarmak için attım taşı” demiş.
Şahmeran çobana bakmış üstü başı yırtık, zavallı hiç bir amacı olmayan ne varlığı ne yokluğu belli bir insanmış. Düşünmüş ki “sebepsiz yere neden yalan söylesin?” Ve Çobana şöyle demiş “mademki canını bağışlamamı istiyorsun bunun karşılığında seni burada misafir tutacağım”
Şahmeran uzun saçları yerlere kadar süzülen, başında tılsımlı tacı olan, insanı kendinden geçiren renkli yılan gözleri olan, yarı insan yarı yılan çok güzel bir kadınmış. Çobanı gördüğünde onun saf ve temiz olduğunu anlamış ona derin bir muhabbet beslediği için canını bağışlamış ve onun sürekli yanında olması onunla sohbetler edip yaşaması için de onu göndermemeye karar vermiş. Şahmeran çobanı yanında tutmuş ve ona çok alışmış günler haftalar aylar geçmiş çobanın her istediği yerine geliyormuş ama bizim çoban yine de çok sıkılıyormuş ve gökyüzünü görmeyi, hayvanlarını özlüyor, köyüne dönmeyi istiyormuş. Bir gün yine daldığı düşünceden uyanarak Şahmeranla konuşmaya karar vermiş ve Şahmeranın yanına gitmiş ve şöyle demiş. “Ey Yılanların efendisi, Maranlar Şahı, Güzeller güzeli Şahmeran, senden yana hiç kötü düşünmedim, hiç incinmedim, hiç zorsunmadım hayatımda bana değer veren tek varlıksın lakin ben dünyamı, köyümü, Ceyhan nehrini, otlakları, insanları özledim, artık kendi yaşantıma dönmek istiyorum” demiş.
Bunu duyan Şahmeran çobandan ayrılacağı için oldukça üzgün olduğu halde “böylesi daha iyi olacak ona istediğini vereceğim çünkü ona güveniyorum” diye düşünmüş kendi kendine.
ve çobana bakarak” bu istediğini yaparım, seni kalenin yüzüne çıkartırım ordan öte kendin gidersin sen benim için ayrılmak istemediğim dost, sırdaş, arkadaşsın bu yüzden sana güveniyorum ve seni azat ediyorum” demiş ve devam etmiş. “ lakin serbest kaldığın sürece yer yüzünde hiçbir şartta beni gördüğünü kimseye söylemeyeceksin beni görmek istediğinde Yılan Kale’nin Ceyhan nehrine bakan yamacına geleceksin ben oradan seni aldırırım bu yüzden her kafana estiğinde buraya gelmeyeceksin aman ha sakın beni asla görmedin” demiş ve Şahmeran çobanı huzurundan göndermiş.
Çoban köyüne giderek özlediği hayatına kavuşmuş, çobanı gören herkes soru yağmuruna tutmuş onu fakat o kimseye doğruyu söylememiş Ceyhan Nehri kenarında otlarken güneşin kendini bayılttığını ve nehire düşerek sürüklendiğini 2 günlük yol aralığında olan bir köy yakınında bir köylünün kendisini bulduğunu tedavi ettiğini ve iyi olduğunda da kendisine bir at verdiğini köye bu şekilde döndüğünü anlatmış ama asla Şahmeran hakkında hiç bir şey söylememiş.
Çoban her gün farklı yerlerde koyunlarını otlatır, farklı yerlerde konaklar köye döner gündelik yaşamını yaşarmış. Mevsim yaz vakti hasat zamanı olduğunda en iyi arkadaşlarına ve köylülere yardımcı olurmuş işlerini bitirdiği vakitlerde Ceyhan nehrine girerek serinlermiş. Bir zaman olmuş ki yine böyle Ceyhan Nehrinin kıyısında yıkanıp çıkmış ve vücudunda değişiklikler olduğunu o an anlamış. Her suya girişinde sırt derisinin yüzüldüğünün farkına varmış. Aynı anda nehirde serinleyen arkadaşları da yanına geldiğinde onlara fark ettirmeden hemen üzerini giymiş. Bu durum uzun süre böyle devam etmiş. Günlerden bir gün vücudunda ki değişiklik olduğunu tamamen hatırından çıkararak arkadaşının yanında üzerini çıkarmış. Bunu gören arkadaşı çobana sorular sormuş, sürekli neden böyle olduğunu bir hastalık mı olduğunu söylemiş. Çoban nedenini biliyormuş lakin kimseye bir şey dememiş. Aradan uzun zaman geçmiş köyde herkes çobandaki bütün değişikliği fark etmiş. Lakin hiç kimse bir anlam yükleyememiş, yalnız köyün en yaşlılarından her şeyi görüp bilen bir ihtiyar bunun Şahmeranın yuvasına girdiği için ve Şahmerana yakınlığından dolayı çobanın sırtının böyle olduğunu anlamış lakin o da kimseye bir şey söylememiş.
O zamanlarda kralın güzeller güzeli bir kızı varmış ve bu kız amansız bir hastalığa yakalanmış kralın kızına musallat olan hastalık sadece içini değil dışını da etkilemiş. Kızın bütün vücudunu siyah siyah beneklerle dolu olmuş. Ülkenin bütün alimleri bütün hekimleri sıraya girmiş ama bir türlü çare bulamamış diğer ülkelerden sürü ile gelen hekim ve alimler de buna bir anlam ve çare sunamamışlar. Nihayet Kralın Kızını iyileştirene büyük ödüller vereceğini işiten çok uzak bir yerlerden çok uzak ülkelerden gelen bir büyücü kralın huzuruna çıkmış ve kızını görmek istemi. Büyücü kıza bakmış, bakmış vücudunda ki beneklerini incelemiş ve “bu kızın iyileşmesi çok zor” demiş krala. Kralda “ Ey büyücü, Ey yaşlı ve çirkin adam Kızımı kurtar ne dileğin varsa veririm, geldiğin ülkenin en zengin adamı olursun” demiş. Büyücü “çok zor” demiş kral neden diye sormuş; Büyücü “Kralım Yılanların şahını dize getirmek o kadar da kolay değil” demiş. Kral şaşkın bir ifade ile “o da kim” demiş.
“Yeryüzünde ki bütün yılanların şahıdır” demiş “bütün yılanlar onun emrinde yaşar o ne isterse yaparlar” demiş. Kral bir anlam verememiş “eee yani?” diye çıkışmış. Büyücü Adam “Yani kralım kızınızın iyileşmesi için Şahmeranın kanını içmesi gerekli bunu yapabilirsek eskisinden daha sağlıklı olur” demiş büyücü, kral “bunu nasıl yapacağız” diye sormuş sadece işini yapmaktan başka elinden bir şey gelmeyen büyücü “bu da sizin işiniz kralım siz düşünün tek kurtuluş yolu bu” demiş, kral hemen vezirini huzuruna çağırarak “derhal o Şahmeranı bulun ve buraya getirin aksi taktirde siz de gelmeyin” demiş, büyücü gülerek “bu kadar kolay değil, onu bilen çok az sayıda insandan biriyim ve o Şahmeran ki yarı insan yarı yılandır. O kadar büyük bir canlıyı yakalamanız ele geçirmeniz zor yılanları geçemezsiniz yakaladınız diyelim onu buraya sığdıramazsınız” demiş krala, kral düşünmüş vezirine “Şahmeranı bulun ve durumumu anlatın” demiş vezir bir yandan şaşkın bir yandan da korkarak durumu kralın muhafızlarına anlatmış. Muhafızlar derhal ülkenin dört yanına yayılmış genç yaşlı büyük küçük herkese Şahmeranı sormuşlar bir gurup muhafız da Ceyhan Nehri etrafında dolanmış ve orada ki bir köye inmişler bütün köylülere tek tek Şahmeranı sormuşlar köylülerde bir çoban var ona sorun o buraları daha iyi bilir diyerek çobana göndermişler.
bu esnada çobanın yerini öğrenmek için bir köylüye sorarlar o kişi çobanın arkadaşı imiş durumu anlatmışlar arkadaşı da muhafızlarla birlikte köyden çıkarak çobanın bulunduğu yazıya varmışlar koyunları otlatırken çobanı bulmuşlar. Muhafızlardan hemen çobana Şahmeranı sormuşlar çoban biraz tedirgin olmuş lakin soğukkanlılıkla “ben tanımam öyle birini kimdir bu?” demiş: muhafızlar “köylüler bize buraları en iyi bilenin sen olduğunu söylediler” demiş çoban “ evet iyi bilirim ama o dediğiniz kimse hiç rastlamadım ve hiç tanımam” demiş. Muhafızlar yanlarında ki köylü ile köye giderken köylü muhafızlara çobanın bir ara uzun süredir ortadan kaybolduğunu ve çobanda ki değişiklikten bahsetti muhafızlar o vakit çobandan şüphelendiler. Köye vardıklarında tekrar herkese sordular o sırada bir ihtiyarın evine vardılar fakir yıkıntı bir evde yaşayan ihtiyarın alim bir kişi olduğu evinde ki kitaplar yazılar ve eşyalardan anlaşılıyordu ihtiyarı sorguya çektiler çobanın durumunu anlattılar, ihtiyara kralın çok akça ve altınlar gönderdiğini söyleyince ihtiyarı kandırdılar. İhtiyar o zaman çobanın değişikliğini ve Şahmeran hakkında bildiklerini muhafızlara anlattı. Muhafızlar alelacele saraya dönmüş ve olan biteni krala anlatmışlar kralda “ne durursunuz hemen çobanı huzuruma getirin” demiş muhafızlar apar topar köye giderek çobanı tuttukları gibi kralın huzuruna getirmişler.
Çoban “Benden ne istiyorsunuz? Beni niye buraya getirdiniz?” diyerek feryat ediyormuş bir yandan da sebebini biliyormuş. Kral keskin bir ifade ile çobana “Şahmeranın yüzünden buradasın” der : çoban ısrarla “muhafızlarınıza da söyledim ben onu tanımam bilmem” der kral çok sinirlenir ve çobana “kelleni uçurmadan Şahmeranın yerini söyle” der ve çobanın içini büyük bir korku kaplar o sırada kral bilen tek kişinin çoban olduğunu bildiğinden onu öldürmek istemez ve sinirini yatıştırarak ona kızının durumunu anlatır ve Şahmeranı getirdiği taktirde kızının kurtulacağını bunun karşılığında dilediği kadar altın vereceğini ülkenin en zengin adamı olacağını vaad eder.
Hem verilen ödül cazip gelir hem de kralın kızına acır çoban ve çaresiz Şahmeranın Ceyhan Nehrinin çevrelediği Yılan kalenin derinliklerinde olduğunu söyler. Bunun üzerine kralın bütün muhafızları çobanın gösterdiği yere giderler lakin bir türlü giriş yerini bulamazlar. çobanın aklına Şahmeranın söyledikleri gelir hemen Kalenin Ceyhan Nehri yönüne bakan yamaca gider ve bekler az sonra iki yılan gelir ve çobanın önüne dururlar. Birlikte Şahmeranın mağarasına girerler bunları takip eden muhafızlar da arkalarından gizlice gelmektedir. Şahmeran çobanın bu zamansız gelişin görünce her şeyi anlamıştır. Çünkü emrinde ki yılanlar daha önce haber vermişlerdir. Çoban da gelme sebebini ve olanları anlatır.
Muhafızlar mağaraya girdiklerinde her yerde yılanlar var olduğunu görürler iki büyük yılan onları çoban ve Şahmeranın olduğu yere götürür bir anda karşılarında Şahmeranı görün muhafızlar şaşkınlıktan dilleri tutulur olağanüstü büyüklükte ve güzellikte bir canlı yarı insan yarı yılan Şahmeran karşılarında durmaktadır. Daha önceden çoban anlatsa da yine de onlara o heybetli ve buğulu sesiyle “ey insan oğlu sizin ne işiniz var burda ne ararsınız? hangi cüretle ölümden dahi korkmadan huzuruma gelirsiniz? Der muhafızlardan birisi titrek sesi ile hemen lafa atılır ve kralının içinde bulunduğu durumu olduğu gibi anlatır Şahmeran “sizler birer insancıksınız bana ne bundan o durum beni ilgilendirmez, buraya gelmenizin nelere mal olacağını biliyor musunuz? ben burada yer yüzünde yaşayanlarla barışı sağlamaya çalışıyorum bana bir şey olursa ne olur biliyor musunuz? yer yerinden oynar oğullarım insanları katleder yer yüzünden temizler ben bu yüzden buradayım” muhafızlar diyecek söz bulamamışlar artık her şey tek çare olan çobanın Şahmeranı ikna etmesine kalmış çoban Şahmeranla bir kez daha konuşmuş ve çobana muhabbet bağlayan Şahmeran daha önceden ne olacağını bildiği için çobanın bu isteğini kırmamış ve kabul etmiş yalnız çobandan da bir isteği varmış. “ beni öldürdüklerinde kanımı kızın içmesini, başımı kralın yemesini sağla sen de kuyruğumdan ye ama sakın tersini yapma böylece onlara iyi bir ders veririz” der. Çoban bunu kabul eder ve beraberindeki muhafızlarla birlikte Şahmeranı olduğu yerden çıkararak gitmeye hazırlanırken Beyaz ve güzel olan yılan sormuş “Şah anam nereye gidiyorsun” “uzağa” diye cevap vermiş Şahmeran. Oğlu olan Beyaz yılan “peki ne zaman döneceksin?” dediğinde Şahmeran NEŞEM günü geleceğim oğlum demiş Şahmeranın içine ölüm hissi varmış lakin yinede kimseye bir şey söyleyip belli etmemiş. Sonra hep birlikte kaleden çıkıp kralın belirlediği ülkenin en büyük hamama gitmişler çoban üzgünmüş lakin artık elden bir şey gelmezmiş. Hamamda hazır bulunan cellatlar Şahmeranı zayıf anında önce başını gövdesinden ayırmışlar sonrada beliyle kuyruğunu ayırmışlar. Şahmeranın kafasını gövdesinden ayırırken öyle bir çığlık atmış ki ülkede neredeyse duymayan kalmamış. Çoban hemen Şahmeranın dediği hatırlamış ve Şahmeranın başını ve kanını saraya göndermişler çoban da kuyruğundan biraz almış.
Kralın kızı Kanı içtikten sonra çok iyi olmuş hastalığı geçmiş. Başını yiyen kral birden aklını oynatmış, çıldırmış herkesin önünde kendini sarayın en yüksek yerinden atmış ve oracıkta ölmüş.
Çoban bu olanları görünce Şahmeranın ne demek istediğini anlamış kendisi de kuyruğundan aldığı parçayı yemiş o an üzerine bir tılsım gelmiş ömrünün sonuna kadar yılanlar hiç onu zarar vermeyecek, bereketi azalmayacak bolluk içinde yaşayacak ve sağlığı hiç bozulmayacakmış. Şahmeran çobanı sevdiği için ona böyle bir iyilik yapmış ve nihayetinde;
Şahmeranı da kimsenin bilmediği bir yere gömmüşler bu arada saray ahalisi ve ülke halkı hamamı ne kadar da uğraşsalar temizleyememişler Şahmeran’ın kanı sonsuza kadar o hamamda kalacaktır.
Şahmeranın oğluna söylediği NEŞEM günü gelmeyecek zaman anlamındadır bunu söylemesinin nedeni ise yılanların Şahmeranın öldüğünü bilmemeleridir çünkü o vakit yılanlar tüm insanlığa saldıracaklardır. Bu yüzden yılanlar hala Şahmeranın NEŞEM günü geleceğini zannediyor.

Hikaye: Kerim ÖZARSLAN

 

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

HAVA DURUMU
CEYHAN
CEYHAN
NÖBETÇİ ECZANELER
HİZMET REHBERİ
...
Loading